31 Temmuz 2016 Pazar

Renkli Çubuklardan Kolay Çerçeve

Geçen hafta kişiye özel kitap ayracı yapımında kullandığım renkli çubukların arta kalanlaridan yaptım çercevelerimi..İlla bu çubuklardan satın almanıza gerek yok.Dondurma çubuklarını da kullanabilirsiniz.Dışarıdan malzeme almadım evdeki kalanları değerlendirdim ben.Sizler de evdeki boncuklarla,kestiginiz evalarla ya da simlerle  farklı şekillerde süsleyebilirsiniz.İşte yapım aşamaları..

 Her bir çerçeve için 5 adet çubuk gerekli.Çubukları şekildeki gibi sıcak silikonla yapıştıriyoruz.Güçlü bir yapıştırıcı da olabilir.

Yapıştırma işlemi bitince ben resimlerde görüldüğü gibi köşeleri ip ile çevirdim.Yine ayni ipten asma yerini boncuk geçirerek arka tarafından yapıştırdim.


Resim koyabilmek için çerçevenin arkasına kare bir karton kesip en üst kısmı açık kalacak şekilde üç taraftan yapıştırdım.Son olarak da sıra süslemeye geldi.Malzemeleriniz  ve zevkiniz doğrultusunda gerisi size kalmis.



Lojmanimizin duvarlarına can geldi biraz :)

Devamını Oku »

29 Temmuz 2016 Cuma

1 Limon ve 1 Portakaldan Ev Yapımı Limonata Mucizesi

Bir arkadaşım denemiş anlatmıştı.Benim de ancak fırsatım oldu.Gerçekten mucize gibi bir şey.Kim bulduysa süper fikir.Ben de sizlerle paylaşmak istedim.Özellikle bu sıcak yaz günlerinde içinde hiçbir katkı maddesi olmadan çocuklarımıza ve misafirlerimize sunacağımız bir lezzet.Kıbrıs'ta portakal bulmak sorun olmuyor ama ben artık Türkiye'de kışları mutlaka dondurucuya portakal koyacağım.
İşte tarifimiz.

Malzemeler
Bir gece önceden buzlukta dondurulmuş
1 adet portakal ve 1 adet limon
1 bardak toz şeker
1 yemek kaşığı limon tuzu
3 litre su

Öncelikle portakal ve limonumuzu bir gece önceden buzluğa koymamız gerekiyor.Ertesi gün bir on dakika kadar bekliyoruz.Çok fazla çözülmesine fırsat vermiyoruz.Bıçakla kesilecek kıvama gelmeli.Bıçakla küçük parçalara ayırdıktan sonra çekmek için robotumuza alıyoruz.Benim buradaki blendarım çok iyi olmadığı için ben oldukça küçük parçalara ayırdım.Üzerine bir bardak toz şekeri de ekleyip iyice çekiyoruz.





Yukarıda resimdeki hali almış malzememizi üç litre suyun içerisine koyuyoruz.Bir kaşık da limon tozu ekledikten sonra ara ara karıştırıyoruz.Şekeri ya da suyu çoğaltmak sizin elinizde.İçmeden önce bir tülbent ya da süzgeç yardımıyla posasından ayırıyoruz.





Afiyetle içiyoruz.Biz gerçekten bayıldık.Mutlaka deneyiniz.
Bilenler de bilmeyenlere hemen öğretsin :)



Devamını Oku »

26 Temmuz 2016 Salı

Çocuklarla Uçak Yolculuğu mu !




Eyvah!Yolculuk yaklaşıyor paniği oluyor mu sizde de?Özellikle iki çocukla tek başınıza yolculuk yapmak zorunda kaldıysanız sanırım siz de aynı şeyi yaşıyorsunuzdur.Bu bir otobüs,gemi ya da uçak olabilir.Ne olduğu çok fark etmese de önemli olan çocuklarla bu yolculuğu tamamlamak.Bir de kıpır kıpır yerinde duramayan çocuklarınız varsa eğer,bu yolculuğu günler öncesinden düşlemek bile panik yaratıyor:)
Aslında ay sonunda planlamıştık Türkiye tatilimizi.Fakat darbe sonucu izinler kaldırılınca eşimin bizimle gelemeyecek olması sonucu ben de ay başına aldım yolculuk tarihimizi.Tabi çocuklarla TEK BAŞIMA! Burada kalıp Gazimağusa'da çıkan kampta 10 gün boyunca güneşlenip yatmak ve dört duvar arasında sıkışıp kalmak,askeri kurallara göre yemeğe yetişmek derdi varken ben tabi ki zoru seçip gitmeyi tercih ediyorum :)Çünkü Türkiye'de uçak inişinde gideceğim Erdek'in upuzun kordonunda ayyyy bacaklarım ağrıdı daha fazla yürüyemeyeceğim deyip kalan kolu yazlığa kadar faytonla gitmek,midyecilerin önünde ''ANNE MİDYEEEE'' diyen oğlumla tıka basa midye yemek,kordonda minik tezgahların önünde durup gereksiz alışverişler yapmak,pamuk helva,maraş dondurmacısıyla çocukları eğlendirmek,lunaparkta çocuklarla delirmek,kumpirrrrr yemek, ayyy daha sayamayacağım bir çok güzelliği yaşamak için  o uçağa binmek ve çocuklarla yolculuk yapmak zorundayım :)

Bu ilk uçak yolculuğumuz olmayacak.Şubat tatilinde Ankara'ya uçmuştuk.Bu sefer süre, az daha uzun Sabiha Gökçen'e ineceğiz.Geçen sefer ki  uçak yolculuğumdan dersler çıkaran ben bu sefer daha hazırlıklı gideceğim.Öncelikle filmi geri sarıyorum,bakın neler yaşamıştık:)

Eşim kalan eşyaları arabayla götürdüğünden yanımda bir bebek arabası,kış olduğu için montlarımız ve bir de bebek çantası tarzı bir valiz vardı.Küçük oğlan 2,5 yaşında olunca bebek arabasını alma gereği hissetmiştim ama ne eziyetti o.İki çocuğunuz varsa bence almayın.Onu yürüyen merdivenlerden indirmek,''sen in, ben bineceğim kavgaları'' arasında en sonunda çanta ve montlarımızı taşıyan bir araç haline dönüştü.Bu sefer asla götürmeyeceğim.İkinci olarak ilk girdiğimizde havaalanına tok olmalarına rağmen dükkanlara koşturdular ve bu bana oldukça pahalıyaaaaa mal oldu.Oraların yakınından geçmemek lazımmış bunu öğrendim :) Yanımıza aldığımız bütün suyu da  oradan aldırdıklarının üzerine içerek bitirdiklerinden dolayı yolculuk yaptığımız (daha da tercih etmem onları) hava yolundan  uçak içinde güzellllllceee bir fiyata ekstradan su parası ödeyerek satın aldık,misler gibi içtik :) Çantamızda  yeterince su taşımak lazımmış demek ki.Yine en önemlisi bolca ıslak mendil.Eğer check-ini internetten yaptıysanız son ana kadar beklemekte fayda var.Çocuklar çok fazla sıkılıyorlar.Check-ini erken yapmanın da bir nimet olduğunu çocuklarım sayesinde öğrendim.
 Uçağa bindiğimizde ilk yarım saat ne olup bittiğini anlayamayan afacan oğluşlarım yarım saat sonra öndekine ve arkadakine saldırmaya başladılar.Evren Erk arka koltuktakine yaptığı ceee eee lerle sanırım en son bayıltacaktı genç kızı.Eymen Ege ise öndeki kadının koltuğunu sürekli bacaklarıyla iteleyip durdu.Sonunda kadın arkasını dönerek '' Ben de bel fıtığı var, lütfen yapmasın'' diye uyardı bizi.Sonrasında biraz bulutları seyredip azıcık dergilere bakarak biraz avutmaya çalıştım.''Artık kemerlerinizi bağlayan iniyoruz''dendiği an bizimkilerin çişi geldi.Hostes ''Oturtun hanım efendi ineceğiz'' diyor,çocuklar çiş diye bağırıyor.Bir erkek annesinin yanından hiç ayırmaması gereken PET ŞİŞEYİ çıkarıp çişlerini yaptırdım tabi ki :) Erkek anneleri pet şişeyi unutmayın derim. :)Türkiye'ye inişte beni bile beklemeyen ,geçiş yerine koşan çocukları polis durdurunca bana acıyan görevlinin ''Ben kendi çocuğumu hareketli sanırdım ,sizinkilerin maşallahı var'' dediğini de unutamam.Valizimiz olmadığı halde o tarafa kaçan küçük oğlumu  en son valizlerin döndüğü yerde yakaladılar.Daha anlatamadığım bir çok ayrıntıyla geçmişti 6 ay önce yolculuğumuz.İyi bir planlama ile güzel bir yolculuk yapılabilir.Bu sefer daha tecrübeliyim.Yanımdan şunları asla eksik etmem :
-SU
-YEDEK EŞYA
-BOŞ PET ŞİŞE
-BOŞ POŞETLER
-ISLAK MENDİL
-ÇUBUK KRAKER
-SAKIZ
-EN SEVDİĞİMİZ OYUNCAKLAR
-BOYAMA KİTABI
-OLABİLDİĞİNCE AZ VALİZ
-VE SABIR

Ne kadar korksam da bu yolculuktan, okuduğum bir başka hikaye şükretme sebebimdir.Daha beterleri de varmış dedirtti bana.Sizler de buyrun okuyun..Herkese çocukların mızmızladığı değil kahkahalarla güldüğü mutlu yolculuklar diliyorum..


 HİKAYEMİZ..
Bir sonbahar akşamı, kocam hafta sonu sürecek bir iş seyahati için hazırlanırken ben de mutfakta oturmuş, üç çocuğumuzun tekerlek makarnaları parmaklarına geçirmelerini seyrediyordum. Mutluydum. Her nasılsa, yapacak hiçbir şeyimin olmadığı tuhaf anlardan biriydi. O an cep telefonumu elime aldığımda bir mesaj gördüm.
“Amy, yurt dışına çıkmam lazım” diyordu İngiliz bakıcımız Jenny. “Annem hasta. Ne kadar sürecek bilmiyorum. Sana ne diyebileceğimi de bilmiyorum.”
Telefonu masaya koydum ve çocuklarıma baktım: 5 yaşındaki Connor, 4 yaşındaki Seamus ve henüz bir yaşını doldurmamış olan Maggie. Tabii ki Jenny için endişeleniyordum. Ama önümüzdeki haftayı nasıl atlatacağım konusunda daha endişeliydim. David’in iş gezisi, Jenny’nin beklenmedik gidişi ve okulun o hafta tatil olacak olması çocuklarımla 6 gün boyunca yalnız kalacağım anlamına geliyordu.
Panik oldum. Bir yandan da panik olmamın ne kadar zavallıca olduğunu düşündüm. Babamın yoğun iş temposu sırasında annem altı çocuğuna tek başına bakmıştı. Büyükannem gıkını bile çıkarmadan sekizini birden büyütmüştü. Ben de üç çocuğumla bir hafta boyunca başa çıkabilirdim, değil mi?
Ertesi sabah David havaalanına doğru yola çıktığında çocukları karşıma çekip ortada üç çocuğa rağmen tek bir anne olduğunu, dolayısıyla herkesin doğru dürüst davranmak zorunda olduğunu anlattım. Beni şaşırtacak kadar iyilerdi gerçekten. Önümüzdeki beş gün boyunca üçü de birbirinden usluydu. Ama bence en iyi olan bendim. Kendime bir annelik maratonunda olduğumu hatırlatarak bir kere bile kontrolü kaybetmedim. Çocukların üçü birden aynı anda ağlarken derin derin nefes aldım. Connor, yatma saati çoktan geçmiş olmasına rağmen 15 dakika boyunca “yorgun olmadığını” hıçkıra hıçkıra anlatmaya çalışırken ipleri elden bırakmadım. Seamus, ellerini turuncu kakasına sıvayıp adeta gözenek sıkılaştırıcı bir maske uyguladığında da sakinliğimi korudum.  Sabahın köründe Maggie ardımdan banyoya girip ben duştayken makyaj çantamı boşalttığında bile kendimi dağıtmadım. Yönetim kabiliyetim gerçekten takdire şayandı. Ben de bu performansımı tüm annelik hakemlerini etkileyecek bir hareketle tamamlamak adına New York’tan Florida’ya, üç çocukla tek başıma üç buçuk saatlik bir uçak yolculuğu yapmaya karar verdim.
Kabul ediyorum, bu seyahati yapmaya aslında zorunluydum. O hafta sonu David’i iş seyahati sırasında ziyaret etmeyi çok önceden planlamıştık. Jenny mesajlarıma cevap vermiyordu. Çocuklarla daha önce de tek başıma uçmuş ve gördüğümüz ilgiden çok etkilenmiştim. “Tatlım, sen hayatımda gördüğüm en iyi annesin!” demişti bir havaalanı görevlisi bana son derece sıcak bir ses tonuyla…
Babalar bu konuda sürekli pohpohlanıyorlar. David, ben tuvalete gittiğimde birden fazla çocukla üç dakikalığına ilgileniyor olsun, insanlar ona ne kadar iyi bir baba olduğunu söylemek için sıraya diziliyorlar. Anneler hiçbir zaman böyle iltifatla karşılaşmıyorlar. Bu, bizim işimizmiş gibi düşünülüyor. Ama üç çocukla yalnız başına uçmak? İşte bu sizi sahnenin yıldızı yapıyor. Heyecanla bekliyordum.
Ertesi sabah saat 7.15’te çocukları araba koltuklarına oturttuğum sırada yanıma aldığım el valizlerinde şunlar vardı:
–    Maggie için altı tane bebek bezi ve bir yedek kıyafet
–    Bir DVD çalar, ekstra pil, ve üç adet kulaklık
–    Baş döndürücü miktarda sandviç ve atıştırmalık
–    Çocukların hepsi için battaniye ve sweatshirt
–    Kilitli torbalar (onlarsız hiçbir yere gitmem) ve benim gizli karışımım: doğum günü partilerinde ve fast-food restoranlarında verilen bedava hediyelerden oluşturduğum bir hazine
Güvenlikten geçip çıkış kapısına doğru Maggie sling’de oturur, oğlanlar yanımda sakin sakin yürür vaziyette ilerlerken insanların bana takdir dolu bakışlarını fark ettim ve Vay be! Ben bu işte gerçekten iyiyim! diye düşündüm. Maggie öğle uykusunu uyumadığı için biraz huysuzdu, o kadar…
Uçağa yerleştiğimiz sırada 4A, 4B ve 4C koltuklarının yakınlarındaki yolcuların yüzlerindeki paniği fark ettim. Bu insanlar beni tanımıyorlar diye geçirdim içimden. İndiğimiz zaman çocuklarımı ne kadar iyi yetiştirdiğim konusunda beni tebrik edecekler. DVD çalarlarını açtığım anda Connor ve Seamus’un gıkı bile çıkmayacaktı. Üç saat boyunca TV seyretmeye sadece ne tür meyve suyu içmek istediklerini söylemek için ara vereceklerdi. Yapmam gereken tek şey Maggie’yi uyutmaktı. Böylece ben de beni bekleyen US Weekly dergimi okuyabilecektim.
Maggie’nin uykusu bir saat gecikmişti. Kalkış sırasında sürekli ağladı ve biberonunu almayı reddetti. Kemer ışıkları söndüğünde Maggie huzursuzlanmaya devam ediyordu, ben de onu slinge koyup koridorda yürümeye başladım. Yukarı aşağı hoplattım, ki bu genelde çok hoşuna giderdi. Ama her nedense ağlamaya devam etti, ve sonunda ikimizi de baştan aşağı sırılsıklam edecek bir şekilde kustu.
Karşımda, koltuklarında oturan iki hostes şaşkınlıktan çeneleri düşmüş bir şekilde bize bakıyorlardı. “Aman Tanrım!” dedi biri. Sanki böyle bir şeyi bekliyormuşumcasına uçağın küçücük tuvaletine girdim, aynada kendime baktım ve şöyle dedim: Sakin ol.
Her ikimizi de elimden geldiği kadar temizledim ve sıramıza geri dönerek Maggie’nin yedek kıyafetini ve yedek slingi çıkardım. Maggie’nin üzerini değiştirerek kusmuk kokulu kıyafetleri kilitli poşetlerden birinin içine koydum. Kendi kazağımı da ters yüz ederek kusmuk lekelerini gizleme çalıştım. Oğlanlar, her ne kadar üzerlerinden tırmandıysam da, neler olup bittiğini görmek için başlarını bile kaldırmadılar.

Tanrım, bunun da altından kalktım diye düşündüm. Hiç de zor olmadı. Yılın Annesi kesinlikle benim! Tam o sırada Maggie yine kustu.
Şimdi dikkat çekmeye başlamıştık işte… 3A’daki kadın arkasını dönüp koltukların arasındaki boşluktan bana baktı. Bu kadın neden bebeğinin tam da arkamda kusmasına fırsat veriyor? diye düşündüğü belliydi. Koltuğun üzerindeki bölmeye koysa ya! Terli ve solgun bir haldeki Maggie de neden bir şeyler yapmadığımı merak ediyor gibiydi. Birini çağırmak için düğmeye basmamla birlikte bir hostes eşarbıyla burnunu kapatarak geldi.
“Ben, ııı, biraz kağıt havlu alabilir miyim?” diye sordum. Bana öylece baktı.
“Aslında kendim alırdım ama kucağımda bir kusmuk birikintisi var.”
Geri geldi, kucağıma tek katlı bir sürü gri peçete bıraktı, koridorda oda kokusu sıkarak şöyle bir yürüdü ve geldiği gibi dönüp gitti.
Şimdi, bunun DÖRT KERE DAHA gerçekleştiğini düşünün.
Hostesler sıfır yardım ettiler. Kendi dezenfektanımı, kovamı ve yer bezimi getirmediğim için bana gıcık oldukları belliydi. Neyse ki uçakta iki tane melek de vardı. Koridorun öbür tarafında, yanında biri Jenny’ye ait olan iki boş koltuk olan bayan, Connor ve Seamus’ı yanına çağırmakla kalmadı, kendilerinden geçmiş bir şekilde TV seyrediyorlarken kulaklıklarını ayarlamalarına bile yardımcı oldu. (Çocukların ikisi de adeta komadaymışçasına dalmışlardı, ama Connor bir kere başını kaldırıp “bu koku ne?” diye sordu.) Bir de Maggie’nin ıstırabını elindeki bozuklukları şıngırdatarak dindirmeye çalışan hemen arkamızdaki adam vardı. Ama Maggie hiç oralı olmadı. (Maggie’nin dışkı yoluyla bulaşan rotaya yakalandığını anlamam iki günümü aldı. Anlaşılan Seamus’un uyguladığı parafin maskesi işe yaramıştı!)
Florida’ya nihayet iniş yaptığımızda uçağın içindeki herkes önce bizim inmemizi bekledi. Bu bekleyiş nezaketten çok kendilerini güvenceye almak içindi tabii. Biz yürüdükçe hostesler gözlerini devirerek, elleriyle burunlarını kapatarak başlarını bizden aksi yöne çeviriyorlardı. Maggie inişimizi kutlamak için giriş kapısının orada bir kez daha kustu. Bu noktada ben tüm temizleme girişimlerimi durdurmuştum: Her ikimizin de t-shirtünde, saçında ve pantolonunda kusmuk vardı. Ben ve çocuklar otobüsün bir ucunda, geri kalan 65 yolcu diğer ucunda bagajlarımızı almak üzere terminale giderken kimse annelik becerilerimi övmüyordu. Kimse benimle göz temasında bile bulunmamıştı. Carrie filmindeki Sissy Spacek misali, dokunulmaz, her tarafım pıhtıyla kaplı bir şekildeydim.
Belki de aşağılanmayı hak etmiştim. Hangi anne hasta çocuğuyla uçmaya kalkışır ki? Neden yanımda bir yerine sekiz tane yedek kıyafet getirmemiştim? Kendi küçük kibirli dünyamda, başıma gelebilecek her olayı göğüsleyebileceğimi sanıyordum, ama işte yine de hazırlıksız yakalanmıştım. Birden fark ettim: Annelik böyleydi. Üst üste, tamamen hazırlıksız olduğum şeyleri bana fırlatacaktı. Önemli olan kapıdan nasıl çıktığımdı.
Terminale vardığında otobüsten inerken başım dikti. Yenik bir anne değildim. Kahramanca çarpışan, ebeveyn olmayan hiç kimsenin gitmeye cesaret bile edemeyeceği yerlere giden bir anneydim. Bagajları alırken bana yönelen bakışlara rağmen, Önemli olan, diye düşündüm, Ayaktayım.


Amy Wilson, When Did I Get Like This? The Screamer, The Worrier, The Dinaosaur-Chicken-Nugget-Buyer & Other Mothers I Swore I’d Never Be adlı kitabın yazarı.



Devamını Oku »

22 Temmuz 2016 Cuma

Fİncan Tatlısı

Evde sürekli sıkıntıdan yeni tatlar denemeye bayılan ben,az önce bayıla bayıla bu tatlıyı yerken paylaşmak istedim.Tarifi ben biraz değistirdim ki çocuklar da yiyebilsin.Onlarınkini kaselere yaptım.Bizimkileri iste fincanlara..Çok hafif bir tatlı oldu.Bu saatte yenen bu nefis tatlıyı artık yarın kulaç atarken ancak eritirim :)
Burada tabak,çanak malzemelerim Türkiye gibi olmayınca sunumlar da pek şık olmuyor.Artık idare ediverin.Tatlar güzel ama.Şimdiden afiyet olsun...

Bakalım neler var..
1 litre süt
1 su bardağı şeker
1 çay bardağından çok az un
İki yemek kaşığı nişasta
Üç yemek kaşığı pirinç unu
2 tatlı kaşığı tereyağ
1 paket vanilya
Portakal ya da limon rendesi
Bolca hindistan cevizi

Hazırlanışı

Sütümüzü tenceremize alıyoruz.İçerisine şekeri de ilave edip karıştırıyoruz.Topaklanmasın diye ayrı bir kapta ben un,nişasta ve pirinç ununu süt ile biraz ezdim.Puding kıvamı elde edinceye kadar süzgeçten geçirerek yavaş yavaş ekledim.İndirmeye yakın vanilya ve tereyağı ekliyoruz.Ben biraz da portakal rendeledim tam indirirken.İsterseniz hiç koymayabilirsiniz.Bir su bardağı kadar bu karışımdan ayırıp iki kaşık kakao ekledim buna.Böylece sürpriz fincan oldu benimkiler.

Fincanlarımızı su ile çalkalıyoruz ki yapışmasınlar.Daha sonra fincanımızın büyüklüğüne göre ortaya gelince kakaolu karışımdan bir kaşık da ekleyip tekrar beyaz karışımdan koyuyoruz.Buzdolabında 4-5 saat kadar beklettikten sonra elimizle yavaşça tabağa çıkartıyoruz.Bolca hindistan cevizi ile buluyoruz.(bizim kantin kapanmıştı benim hindistan cevizi az oldu :))) Ben hindistan cevizinden başka biraz da yine portakal kabuğu rendeledim üzerine de.Çok nefis oldu...
Deneyiniz.Afiyet olsun..






Devamını Oku »

20 Temmuz 2016 Çarşamba

İsme özel kitap ayraçlarim.

Bir gün yine kamelyada otururken :)) Aldım malzemelerimi  basit ama çok tatlı kitap ayraçlari  çıktı ortaya.Burada bir kırtasiye de bulmustum camdan kesilmiş küçük harfler.Böylece ayraçlar daha özel oldu.İnşallah izin için Türkiye'ye gidebilirsek yanında götürüp sahiplerine teslim edeceğim..
Renkli çubuklar,evalar ve keçe figürlerle siz de yapabilirsiniz.İşte benim kısa sürede bahçedeki çocuklarla beraber yaptıklarım..





Devamını Oku »

12.Çocuklar için her güne bir çorba Semizotlu Sari Mercimek

Her gün her gün çorba yapmaktan sıkılmadım da çeşit bulmak zor be kardeşim.Tarhana en büyük öğlen çorbası yardımcımız olabilir ama her gün de yedirilmiyor yani.Lefkoşa'da pazar günleri sebze pazarı kuruluyor ve ben erken saatlerde hiç kaçırmadan oradayım.Taze ve seçilmeden almayı seviyorum.Yaklaşık 3 haftadır düzenli olarak semizotu alıyorum.Biz yemeğini çok seviyoruz.Hani şu soğanla kavrulup içine biraz pirinç eklediğimiz ve yoğurtsuz yiyemediğimiz muhteşem lezzet :))Otçuyuz biraz biz.Eymen Ege'de çok seviyor.Fakat Evren yemiyor.Çocuk tam bir etçil.Bu sefer ona da yedirmek adına biraz semizotu ayırmıştım.İnternetten tariflere baktım ama hep çok büyük miktarlarda semizotu kullanmışlar ve soğanla kavrulup krema eklemişler.Ben de daha önce denediğim brokolili çorbalar tarzında denemek istedim.Dün akşam yapmıştım.Bugün acaba yerler mi diye çıkardım veeeeee yedilerrrr..Hem de tadı gerçekten güzel olmuştu.Yerken üzerine bir kaşık yoğurt ekledim.Ve Evren Erk de semizotu yedi :)Dolaylı olarak tabi...
Her zamanki gibi torku sarellalı öğlen kahvemi yudumlarken  sizinle de paylaşmak istedim çorbamızın tarifini.Şekeri hayatımdan çıkarmış biri olarak şuan çikolatı kahve içtiğime benim bile gülesim geldi :)
Ülkece zor günler geçiriyor olsak da bir şeylerin düzelmeye başlaması ile hayat devam ediyor...

Bakalım çorbamızda neler var..
Bir bardak sarı mercimek (kırmızı değil bakın)Bu daha lezzetli bence
Bir küçük soğan
Bir küçük havuç
Bir kaşık pirinç
Bir avuç semizotu (bu ölçü de ilginç oldu:))
Bir tane domates
Tereyağ
Salça
Yoğurt

Aynı normal mercimek çorbası yapıyor gibi malzemelerimizi güzelce yıkıyoruz ve tencereye alıyoruz.Ben domatesi de küp küp doğrayıp içerisine koydum.Patates yok dikkat ederseniz.Semizotunu da bıçak değdirmeden elimizle kopartıp içerisine atıyoruz.Kaynayan suyumuzu yeterince ekledikden sonra pişmeye bırakıyoruz..Tuzu da ben bu arada atıyorum.



İyice piştikten sonra blendardan geçiriyoruz.Tenceremizde tereyağ ve salçamızı kavurduktan sonra koyuluğuna göre biraz daha sıcak su ekleyebilirsiniz.Tarifimiz yine çocuklar içindir.Biz de 3 kase çıktı..Üzerine bir kaşık  da yoğurt karıştırdım ben.Afiyetle ikisi de içtiler...
Denemekte fayda var...
Afiyet olsun...

Devamını Oku »

19 Temmuz 2016 Salı

Memleket İsterim..



Cahit SITKI TARANCI'dan ''MEMLEKET İSTERİM'' şiirini bilmeyen yoktur herhalde.Az çok mırıldanmışızdır hepimiz.1940'larda yaşananlardan etkilenerek,nasıl bir memleket istediğini dile getirmiş şair.Hatırlayalım mı önce biz de?

MEMLEKET İSTERİM

Memleket isterim 
Gök mavi, dal yesil, tarla sari olsun; 
Kuslarin çiçeklerin diyari olsun. 

Memleket isterim 
Ne basta dert, ne gönülde hasret olsun; 
Kardes kavgasina bir nihayet olsun. 

Memleket isterim 
Ne zengin fakir, ne sen ben farki olsun; 
Kis günü herkesin evi barki olsun. 

Memleket isterim 
Yasamak, sevmek gibi gönülden olsun; 
Olursa bir sikayet ölümden olsun.

CAHİT SITKI TARANCI...

Ne güzel söylemiş şair..Sanırım hepimiz bir kaç gündür aynı şeyi düşünüyoruz.Aynı şeylere kafa yoruyoruz.15 Temmuz'u 16 Temmuz'a bağlayan gece eşim nöbetçiydi.Biz de çocuklarla en geç saat 10 gibi yatıyoruz.Her zaman ki rutin sabaha uyandığımızda yaşananlara inanamadım.Eşim geceden arayıp söylemek istemiş ama ben telefonum açık yatmam hiç bir zaman.İstisnai durumlar hariç.Bilen bilir.Ama keşke açık bıraksaymışım.Sabah uyandığımda facebooktaki paylaşımları görünce inamadım.Neler oluyor ki dedim?Haberleri açıp baktığımda köprü üzerindeki tankları görünce de elim ayağım tıtredi açıkçası.Şuan itibariyle Türkiye'de yaşamıyor olabiliriz ama sevdiklerimiz hep orada.Başımdan kaynar sular döküldü..Aradığım telefonlar açılana kadar ne savaş uçakları,ne mermiler geçip gitti kafamın üzerinden.Sevdiklerimizin sesini tekrar duyabilmek nasıl güzel bir lütüftu anlatılmaz.Olayları biraz daha ayrıntılarıyla görme imkanı buldukça da ülkemiz adına üzüntüm daha da arttı.İnsan inanamıyor.Neler oluyor,neden yaşanıyor bunlar?Gördüğüm her resim,duyduğum her haber,ortaya çıkan her ayrıntı insanı derinden sarsıyor.Umutsuzluk içerisine sürüklüyor.Eşim Yüksekova'da iki yıl kaldıktan sonra şükrettik sağ salim döndü diye aramıza.KKTC'ye  tayinler  açıklandığında ise çok üzülmüştük.Çünkü Türkiye'nin neresinde olursa olsun yaşamaya razıydık biz.Evet razıydık.Ben Erzurum'un ücra köşesinde 3.5 yıl yaşamış bir insanım.Türkiye'nin de neresi olursa çok mutlu olacaktık.Ama şuan o kadar tedirginim ki....Bundan kısa süre önce havalimanında yaşananlar,doğu ve güneydoğudaki terör faaliyetleri ve son olarak 15 Temmuz gecesi...Çocuklarımla şuan burada olmak daha güvenli geliyor bana.Kızmayın lütfen..Şuan burada izinler iptal.3 gece eşim eve gelmedi..Orada yaşananların ciddiyetini biz de yaşadık burada.Korkusunu...Dün arkadaşım KKTC'ye giriş yapamadı devlet memuru olduğu için.Bir süre giriş çıkışlar da da problem yaşanacak belli..Oysa biz de iznimizi orada geçirmeyi planlıyorduk..Bir süre daha sevdiklerimizden ayrı kalacağız.Yeter ki her şey yoluna girsin...Kolay olmayacak belli.Çok sıkıntılı  bir yol var önümüz de..Cahit SITKI TARANCI gibiyiz biz de ümidimizi kaybetmedik ki... Çocuklarımız güzel bir dünyaya uyanacaklar bir gün. Anaların ağlamadığı,çocukların hep güldüğü bir memleket istiyoruz ..
Dışarıda uzun süre kalanlar daha iyi bilir.Derler ya bülbülü altın kafese koymuşlar yine de ah vatanım demiş..Ne olursa olsun ne yaşanırsa yaşansın bizim ülkemizden güzel bir yer yok..O bizim cennetimiz.Her şeyi birlik içinde atlatabileceğimize inanıyorum..Neler gördü bu insanoğlu.Sevgi,birlik ve beraberlik ile üstesinden geleceğiz..Güzel günler göreceğiz...Ütopya değil...Gerçekten inanırsak değil....


Devamını Oku »

16 Temmuz 2016 Cumartesi

Beşiktaş Konsepti Doğum Günü Örneği..

Bu hafta sonu Eymen Ege'nin arkadaşı Kerem Efe 6 yaşına girdi..Genç bir kara kartalli olarak annesi ona uzun süren çalışmalar sonucu bir doğum günü hazırladı..Bir örnek olması açısından ben de ayrıntılarıyla sizler için fotoğrafladim..Kerem Efe'ye yeniden mutlu yıllar diler,buradan Elif'e teşekkürlerimi iletiyorum..Resimlerin altına kısa ayrıntılar vermeye çalışacağım...


Siyah ve beyazın dışında kırmızınin kullanılması çok şık olmuş.Gördüğünüz her şey evde hazırlandı baştan söyleyeyim.Her masadaki kırmızı mumlar da ayrı bir hava katmıştı.



Süslemede de Beşiktaş bayrakları ve siyah,beyaz ve kırmızı balonlar kullanıldı.Pasta zaten süperdi.Elif hanim Eva kartlardan hazırladığı harfleri çöp şişlere yapıştırarak Kerem Efe yazmıştı.Çok da şık duruyor gördüğünüz gibi.Kurabiyelerimiz de renkli ve içlerindeki deliklerden bjk kurdaleleri geçiyor.İyi fikir değil mi??

Bjk konseptine uygun patlamış mısır kutuları masada yerini aldı..





Bjk konsepti puantiyeli hediye çantamiz ve içinden çıkanlar.Keçeden yapılmış bjk amblemli magnet çerçeve,kokulu taş ve Elif'in origami ile yaptığı kitap ayraçlari harika görünüyor.Ellerine sağlık. Çocuklar için bjkli kalemler ve bir paket şeker de unutulmamış.




Kerem Efe'ye yeniden sağlıklı,mutlu ve başarılı bir ömür diliyoruz.Bu guzel doğum günü ve lezzetler için de tekrar teşekkürler...

Devamını Oku »