22 Kasım 2017 Çarşamba

Çift Fonksiyonlu Derin Dondurucu

                                                       
İlk önce çift fonksiyonlu derin dondurucunun ne demek olduğu ile başlayalım, zira ilk duyduğumda ne anlama geldiğini ben de anlayamamıştım. Klasik derin dondurucular sadece “derin dondurma” yapıyor, yani içlerindeki tüm gıda ve besinleri -16 / -24 arasındaki bir sıcaklıkta depoluyor. Bunun avantajı, bu sıcaklıkta hemen tüm besinlerin kullanım ömürlerinin son derece uzun olması. Yani yazın dondurduğunuz bir gıdayı, kışın ilk günkü tazeliği ile tüketebiliyorsunuz. Ancak derin dondurma uzun süreli bir çözüm ve kısa sürede tüketmeniz gereken gıdalar için yeterince pratik değil. Aynı şekilde, su oranı yüksek besinler (karpuz, üzüm, vs.) derin dondurma işlemi için pek uygun değil, zira içlerindeki su kristalleşiyor ve gıdanın lezzeti bundan etkileniyor. Bu türden gıdalar için derin dondurucu değil, “soğutucu” kullanmak gerekiyor.

İşte çift fonksiyonlu derin dondurucu modelleri, tam olarak bu işe yarıyor. İstediğiniz zaman soğutma, istediğiniz zaman da derin dondurma yapıyorlar. Bu yüzden, kelimenin tam anlamıyla her besin türü ve her depolama amacı için uygunlar. Ancak, piyasada kaliteli bir çift fonksiyonlu derin dondurucu modeli bulmak oldukça zor. İşte bu nedenle uzun araştırmalardan sonra Uğur Soğutma’ya ait UED 7246 DTK modelinde karar kıldım. Uğur Soğutma’nın bu sektörde 60 yılı aşkın bir deneyimi var ve gerçeği söylemek gerekirse, kayda değer bir rakibi de bulunmuyor. Nitekim UED 7246 DTK’yı birkaç aydan bu yana kullanıyorum ve son derece memnun kaldığımı rahatlıkla söyleyebilirim.

Her şeyden önce, bu bir dikey derin dondurucu model. Yani görünüm ve kullanım olarak klasik buzdolaplarına benziyor. 261 litre brüt iç hacmi var ve en kalabalık aileler için bile fazlasıyla yeterli. Derin dondurma, soğutma ve sıfır derecede saklama özellikleri bulunuyor. Besinlerinizi kullanılan moda göre +3 / -24 sıcaklık aralığında depolayabiliyorsunuz. No frost özelliğine sahip olan çift fonksiyonlu derin dondurucu, aynı zamanda A+ enerji sınıfına ait, yani çok az elektrik harcıyor. Ön kapağı üzerinde bir LED ekran var ve tüm ayarları (kapağını açmaya gerek kalmadan) bu ekranı kullanarak yapabiliyorsunuz. Ben Uğur Soğutma’nın çevrimiçi mağazasını kullanarak satın aldım (https://satis.ugur.com.tr/) ancak Türkiye çapındaki bayilerden de alabilirsiniz. Bir derin dondurucu almaya niyetliyseniz, çift fonksiyonlu bu modele muhakkak bir göz atmanızı öneriyorum, kesinlikle pişman olmazsınız.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını Oku »

11 Kasım 2017 Cumartesi

Çalışan Anne Olmak..

''Çalışan anne'' kelimeleri bambaşka boyutlar kazandı son zamanlarda..İki yıl aradan sonra çok yoğun bir çalışma hayatına resmen bodoslama dalmış bulunmaktayım..KKTC'de yiyerek ve yatarak aldığım bütün kiloları 4 katlı okulun merdivenlerini tırmanırken zannedersem gramlara bölüştürerek bıraktım :))
İş her ne olursa olsun çocuklarına yeterince zaman ayırdığını düşünen bir anne olarak artık ayrılmamızın vakti gelmişti.İlk 3 yaşın anne ve çocuk arasındaki güvenin oturması açısından diğer bilim insanları gibi önemli olduğuna inanmaktayım.Temel bakım ihtiyaçlarının karşılanması,yemek,uyku,beslenme,güven,sevgi vs..Artık bunların önemli bir kısmını aştık ve okul zamanları..Annenin de işe dönme vakti gelmişti..
Biraz daha rahat olacağını düşünmüştüm fakat iki çocuğun aynı anda yabancı bir şehre ve okula alışma sürecini hesaba katmamışım :(
Tüm bunları aştıktan sonra,her şey rayına oturmaya başladıktan sonra hareketli bir çarkın üzerinde sürekli döndüğümüzü fark ettim.Sabah kalk 6.30-kahvaltıya otur 7.İki çocuk kahvaltısını bitirsin,ikisini giydir ve doğru arabaya :)Servis şoförlüğü,ardından iş kadınlığı,ardından yemekçilik,temizlikçilik vss ne uzun bir döngü..Hayatın kuralı...
Çalışan tüm anneler zannedersem bu hızla dönen çark üzerinde başları dönmeden inemiyor..Cuma gecesine kadar..Hem zorlukları hem de tatlı yanları var tabi ki..Bakalım tercüman olabilecek miyim?
--Çalışan anne olmak herkese göre değilir,müthiş bir denge gerektirir..
--Her bünyeye uygun değildir,sağlık problemleri yaratabilir:))Baş dönmesi,yollarda takılıp düşme,unutkanlık gibi :)
--Akıl,kalp,mantık ve vicdan hepsi aynı anda hareket eder..
--Çocuklarını bıraktıkları için vicdan azabı çekme lüksleri yoktur..
--Ne olursa olsun işlerini çok iyi yapmak zorundadırlar..
--Aynı anda iki karpuz taşımak yerine üç,dört,beş tane bile bir arada taşıyabilirler.
--Yorgun,stresli bir iş gününden gelseler dahi çocuklarının isteklerini yerine getirir,keyifli vakit geçirmeye özen gösterirler.
--Vücutlarındaki genetik kodlar sayesinde :) temizlik,ütü vs işleri de eksiksiz olarak yaparlar.
--Yemekleri akşamdan pişirir,ertesi gün için hazır ederler.Soğan kokusu dolu evde uyuyabilirler :)
--Pratik tarifleri ve önceden hazırlayıp dondurdukları buzlukta bir sürü yemekleri,kışlık hazırlıkları vardır..
--Çok pratiktirler,hızlıca giyinebilir,çok çabuk çocuk hazırlayabilirler.
--Çocuklarına pek hayır demeyi bilmezler :)
--Hiç kimseye maddi anlamda bağlılıkları yoktur.İsteklerini danışmadan da gerçekleştirebilirler.
--Kendini dinlendirebildikleri vakitleri sınırlıdır ama Türk kahvesini nerede olsa gün içine sıkıştırıp içebilirler :)
--Ev işlerini eşleriyle ortaklaşa yaparlar..Biri siler,biri süpürür..
--Hafta sonlarının kıymetini çok iyi bilirler..
--Çocukların hasta olması hızlı dönen çarklarını aniden durdurabilir.İş,güç hepsi bekler,çocuklarını iyi etmek için çırpınırlar.
--Özel günleri atlamazlar :)
--Arkalarında mutlaka onlara destek olan bir anneleri ve eşleri vardır.Bunu hep hissederler..
Valla daha uzar gider bu liste..Bugün 14.000 adım atmış bir insan olarak son  cümlem
---Çok yürümekten ayak ağrısı çekerler olsun..

Çalışan anne olmanın da evde olmanın da güzelliklerini ve zorluklarını yaşamış bir insan olarak hangisi daha zor sorusunu soruyorum kendime..Bence evde olmak daha zordu..
Ne diyelim çocuk da yaparım kariyer de :)
Herkese mutlu günler,çocuklara sağlıklı haftalar..

Devamını Oku »

27 Ekim 2017 Cuma

Anne Kurabiyesi Tarifi (Çatlak Kurabiye)

Ne zormuş çalışan olmak yahu :( Eskiden hemen her gün blog yazardım.Şimdilerde derler ya başımı kaşıyacak vaktim yok,aynen öyle.. Annem olmasa ben iki çocukla bu işin altından kalkamazdım.Sağ kolum benim..
Uzun zaman sonra yolcu ettik,ananemizi..Onun yokluğunu hissettirmemek için çocuklarla mis gibi kokan kurabiyeler yaptık.Anne kurabiyesi deriz ya,biliriz hepimiz.Üzeri kızarmış,şekere batırılmış..İşte ondan..Bazılarının içine sevgili çocuklarımın okulda yemeyip evde depolamaya başladıkları kuru üzümleri koydum.İlk kez yaptım bu kurabiyeyi.Ölçüler de tuttuğuna göre gönül rahatlığıyla yazabilirim tarifi..
İşte iki çocuğun elleriyle karışa karışa ortaya çıkan kurabiyemiz.Biz az önce yedik.Sıcak sıcak güzel oluyor bu da :)

Malzemeler:
1 yumurta
1 su bardağı yoğurt
1 su bardağı sıvı yağ
1,5 su bardağı toz şeker
1 paket kabartma tozu
1 çay kaşığı karbonat
5-6 su bardağı kadar un..Bence unu kıvam alana kadar yavaş yavaş ekleyin.
İsterseniz içi için kuru üzüm.
Üzeri için toz şeker
--Önce yumurtayı kıralım,sonra yoğurt ve sıvı yağı birbirine iyice yedirelim.Toz şeker,kabartma tozu ve karbonatı da ekledikten sonra yavaş yavaş kulak memesi kıvamına gelene dek iyice yoğuralım..
Ben hamuru ikiye ayırdım.Yarısına kuru üzüm karıştırdım.
Elimizi hafif yağlayarak ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp şekere batırıyoruz.Daha sonra yağlı kağıt koyduğumuz tepsimize diziyoruz.Üstleri kızarana dek 180 derece de pişiriyoruz.Sonra da sıcak sıcak yiyoruz :)

AFİYET OLSUN..İYİ TATİLLER..TATİLLERİN KIYMETİNİ ARTIK ÇOK İYİ BİLEN ANNE :)

Devamını Oku »

1 Ekim 2017 Pazar

Martı ve Balık

Eskiden adadan(KKTC'de iken) yurda gitmek için tek ulaşım aracımız uçak idi..Şimdiler de feribot..Daha bir sevdim ben deniz yolculuklarını..Feribota binmeden o hafta evde birikmiş,kurumuş ekmeklerimizi hazırlıyoruz,hiç olmadıysa hemen iskeleden simitçiden simitlerimiz hazır.Denizimiz o kadar berrak ki ekmekleri atmaya başladığımız gibi balıklar birikiveriyor,hem de ne balık..Yüzlercesi o kadar diyeyim.Denizin altında bir cümbüş,görülmeye değer..Çocuklar çok seviyor bu işi.Feribot kalkana kadar buna devam..Sonrasında biraz ayırıyoruz,martılar da doysun değil mi?Onları izlemek,süzülüşleri,suya dalış çıkışları..Geminin üzerinde kanat çırpışları,narin manevralarla yiyecek mücadeleleri..Kimisi biraz daha uzaklarda ekmek ya da simit değil de balıkların peşinde.
Merak edip martılarla ilgili bir kaç bir şey okuyunca karşıma hep martı ve balık hikayeleri çıktı..Paylaşmadan edemedim.Ne çok balık ve martı sevdalısı hikayeler var.İşte çok acıklı olmayanlardan bir tanesi:)

MARTI VE BALIK

Çok düzenli bir yaşamı vardı Martı'nın. Sürüsü ile birlikte yıllardan beri aynı kıyıda yaşarlardı. Öyle çok fırtına da vurmazdı onun kıyısına genelde ılıman bir iklim hüküm sürerdi. Yiyecek aramak için bile sürülerinden ve kıyılarından çok uzaklaşmazdı martılar. Bu ne bir yasa ne de töre idi. Sadece Tabiatlarından gelen bağlılık içgüdüsü ile yaşadıkları yere ölesiye sadıktılar; Martı reislerine saygı duyardı. Onun hürmetkar davranışları ise sürüde çok beğeni toplardı. Sürüsü ile hemen hemen her şeyini paylaşırdı martı. Onun için sadece dostluk vardı ve önemli olanda onun paylaşılması idi. Her şeyi yerli yerinde idi martının ama içinde derinden bir şeyler eksikti. Aslında bunu o ana kadar anlamamıştı. Yani şu ukala balığa rastlamadan.

 O gün nefis bir akıntı vardı ve bir sürü irili ufaklı balık martının bulunduğu kıyıdan geçiyordu. Tüm sürü günlük yiyecek ihtiyaçlarını fazlası ile karşılamışlardı. Martı bu güzel havayı kaçırmak istemedi. Okyanusun üzerinde süzülürken aniden içinden bir şey martıya balıkların sürüklendiği akıntıyı takip etmesini söyledi. Hayatında ilk kez kıyısından bu kadar uzağa uçuyordu martı.. Bu kez nedenini ise kendisi bile bilmiyordu. Aşağıda masmavi pırıl pırıl bir deniz vardı. Tüm balıklar açıkça seçilebiliyordu. Derken gözleri aniden kamaştı. Işıktan miydi görmüş olduğu o balığın o cıvıl cıvıl renginden mi bilinmez Kendini daha fazla tutamadı ve suya ani bir dalış yaptı. Ama nafile .... Çok kaygandı balık. Elinden sürekli kaçıyordu.. Üstelik ukala balık onunla bir de alay etmişti. Yok martı bu işe daha fazla gelemezdi, Onun kıyısındaki balıklar böyle değildi. Martılarla alay etmezler. Hemen ellerine kolayca düşerlerdi. O gün martı çok uğraştı balığı yakalamaya. Balık ise bu oyunu çok sevmişti. İkisi de yorulunca sonunda pes edip dost olmaya karar verdiler. Fırtına ertesi güneş açmıştı aralarında. Martının dönme saati ise yaklaşmıştı.Onun kıyısında bu saatte tüm martılar yuvalarına çekilirdi.

 Daha sonraki günlerde Martı balığı düşünmeden yapamadı. Hemen her esen rüzgar, her dalga sesi onu balığı aramaya itiyordu ve kendini yıllardan beri sadık kaldığı sürüsüne ihanet etmiş hissediyordu. Üstelik balık da onsuz yapamaz olmuştu. Günler geçtikçe dostlukları ilerledi. Ama bir çözüm yolu olmalı idi bu böyle daha fazla devam edemezlerdi. Sonunda bir gün Martı dayanamadı ve balığa öneriyi götürüverdi, balık onun kıyısına taşınmalı idi. Böylece birbirleri için ayırabilecekleri  zaman artacak ve özlem sona erecekti. İkisi de çok heyecanlı idi.bu ise. Derken balık martının kıyısına gelmişti Bu sırada rüzgar ise kıyıya hiç de güzel haberler getirmiyordu martılar arasında bir dedikodu yayılmıştı. Aşağıdaki kıyılarda aniden gelen fırtınayla birlikte başlayan soğukla kıtlık baş göstermişti. Çok ölen vardı. Herkes endişeli bir bekleyiş içerisinde idi. Ama yine de geleceğin ne getireceği bilinemezdi. Bu yüzden fazla endişe de yersizdi. Martı ile balık ise kendi alemlerinde idi. Hiç bir şey onları dostluklarından daha fazla ilgilendirmiyordu.

 Balık martının şimdiye kadar gidip göremediği denizleri, derinlerde olan bitenleri, martı ise sürüsündeki uyumu paylaşımı dostluğu anlatıyordu. Bunlar ikisi içinde çok değişik ve yaşanmadık duygulardı. hayati boyunca hiç bir denize hiç bir kıyıya sadık olmayan balık hiç kimseye de bağlı kalamamıştı. En az derisi kadar kaygandı yaşamı uçsuz bucaksız  okyanusta.. O akıntıdan o akıntıya sürüklenip gitmişti.. Üstelik martıya rastladığı güne kadar bunun onu mutlu ettiğini de sanıyordu. Çünkü kimseye karşı bir sorumluluğu yoktu. İçinde böylesine bir boşluk olduğunu şimdiye kadar fark edememişti. Fark ettiğinde ise çok geçti. Kalkıp gelmişti iste martının arkasından.. Umurunda değildi hiç bir şey. Fakat martı onun tüm yaşamına değerdi.

 Derken beklenen fırtına martının kıyısını da vurdu.. Beraberinde buz gibi bir soğuk getirmişti. O soğukta martılar bile zor duruyorlardı, yiyecek bulmak ise çok güçtü.Birçok martı soğuktan ölmüştü. Çünkü onlar martı idi ne olursa olsun kıyılarından ayrılamazlardı. Dondurucu soğuk balığı da vurmuştu. Her ne kadar martının dostluğu ilk başlarda her şeye değerse de bir süre sonra açlık ve soğuk onu daha çok kendini düşünmeye itmişti. Artık martı ile sohbet de etmek istemiyordu. Daha iyi düşünmek için iyice derinlere dalıyor ve saatlerce orada tek başına kalıyordu. Martı ise çaresizdi. Onun elinde değildi bu olanlar ona destek olamamak üstelikte bunun için hiç bir şey yapamamak martıyı umutsuzluğa doğru itiyordu. Ama o bunu balığa hiç göstermiyor onu okyanusun derinliklerinden çıkarmak için oradan oraya uçup duruyor balığa seslenmeye çalışıyordu. Derken bir gün balık su yüzüne doğru çıktı ve ona dedi ki "Gitmeliyim Martı .. Hiç umudum yok artık.... Beni Affet Lütfen Ne sen kendi kıyından ayrı yasayabilirsin ne de ben burada artık yiyecek bulabilirim. Oralarda bir daha dostluk bulamam belki ama aç da kalmam. Kim bilir belki de her şey bir hata idi zamanında bir akıntıya kendimi bırakıp gitmeli idim." Martı ona bu durumun düzeleceğinden kıyısının bereketli ve güvende olduğu zamanlardan söz etti ise de artık her şey nafile idi. Balık hemen dibe doğru dalış yapıyor artık onu dinlemek istemiyordu. Martının da artık bu duruma karşı direnci kalmamıştı ..


 Bir gün sürüdekiler Martının hayatında uçmadığı kadar hızla uçmaya başladığına, amaçsızca oradan oraya kanat salladığına şahit oldular. Çıldırmıştı sanki, şaşkındılar bu ise. Sanki eski martı gitmiş yok olmuştu. Okyanusta ise akıntı başlamıştı. Anlamışlardı balık gitmişti. Onlar ise birbirlerine veda etmemişlerdi. Baliğin gidişini izleyen günlerde martı yalnız başına uçmaya devam etti. Artık kıyıdan ve sürüden zaman zaman uzaklaşıyor,  gün batınca da tekrar yuvasına geri dönüyordu. Diğer martılar anlayış göstererek onu tekrar aralarına almaya başlamışlardı. Kimisi ise onu çılgınlıkla suçluyordu. Öyle ya görülmüş şey değildi okyanusta bir martı ile baliğin dostluğu.. Bir balığa asla güvenilmezdi. Martı bunu bilmiyor muydu acaba.. Bu arada esen rüzgarın balıktan martıya haberler fısıldadığı, martının ise balığın sürüklendiği her akıntıdan haberdar olduğu dilden dile dolasan dedikodulardan sadece bazılarıydı sürüde. Martı ise her akıntıda okyanusa doğru derin bir anlamla bakar gülümserdi. Onun balığı oralarda bir yerlerdeydi iste Onun rahat ve mutlu olduğunu hissetmek bile martıya huzur vermeye yetip de artıyordu. Biliyordu ki aslında herkes tarafından tuhaf karşılanan imkansız bir güzelliği yaşaması idi. Gerçekte önemli olan ise uçsuz bucaksız okyanusta bir gün bir martı ile balığın sevgi dolu dostluğuna sahip olmaktı. İşte içini dolduran mutluluk ve huzur duygusu bu idi. Tüm yüreklerin susadığı bir sevginin izini ise okyanustaki hiç bir akıntı silip geçemezdi...

 İşte balıklarımız...
Artık yaz mevsimini bitirdik..Uzun süre balıkları besleyemeyecek olsak da martıları uçarken görmeye devam edeceğiz..
Yazını çok sevdiğim güzel,şirin,minik şehir.Bugünler de yağmurlarla tanıştırdı bizi.Umarım dalgalı da olsa,fırtınalı da olsa kışını da çok seveceğiz..Özlemişim ya,her mevsimini..Toprağını öpeyim derler ya,eğilip öpmedik ama :) her mevsim insanın memleketin de güzel..
Ne diyordu bir hava durumu spikeri:
___Hava durumu nasıl olursa olsun,sizin havanız güzel olsun :))))
Hoşçakalın...


Devamını Oku »

12 Eylül 2017 Salı

Güneşlik Bağı,Perde Bağı Yapımı

Hobilerim hayal oldu ey hayat :) Ne güzel boş vaktim varmış,ne güzelmiş keçelerim,boya kalemlerim :( Şimdiler de az da olsa zaman ayırabiliyorum.Yeni hobilerim 1.sınıf ve ana sınıfı çocuğu ihtiyaç listeleri :) Kırtasiye kırtasiye dolaşmak,bir taraftan 2 yıl aradan sonra il üçüncüsü olmuş bir okula bodoslama inmek :))) Arada perde bağı da yapıverdim işte..
Aslında bunların büyük güllü tarzında olanları pahalı fiyatlara perdecilerde var.Fakat ben yeni evimde daha spor bir koltuk takımı tercih ettiğimden dolayı o güllü modeller biraz abiye dururdu zannedersem :) Eski kafam olsaydı onlardan alırdım ama.Artık tv koltuğu tarzında mekanizmalı her yeri dönen koltuklar var.E biz de rahatı hak ettik..Ona uygun bulabildiğim malzemelerle renkleri bire bir uyan bu basit perde bağı çıktı ortaya.
Malzemeler
Bir silikon tabancası
Uygun renk güller
Keçe ya da alt zemine keten tarzında kalın kumaşlar olabilir.
İşte benim güneşlik toplayıcım..



Görüşmek üzere..
Devamını Oku »

4 Eylül 2017 Pazartesi

Kardesler Arasi Kıskançlık ve Yaş Farki.



Bazi yazilarimda iki çocuklu olma durumu ve bunun avantajlari,dezanvajlarindan
az çok bahsetmisimdir.Bununla beraber özellikle aralarinda yaş farki az olan kardeşler ve bunlar arasindaki ilişkilerden de söz etme ihtiyaci duydum.Bazen insan kendisi gibi durumları başkalari da yaşiyor mu?,bir tek ben miyim acaba?diye hayiflanip duruyor.Kendimiz gibi insanlarin varliğini duyunca da rahatliyoruz☺
Oncelikle iki çocuğunuz yoksa ve bir planlama yapiyorsaniz uzmanlar iki çocuk arasindaki yaş farkinin en az 3 olmasi gerektiğini savunuyor.Ben kaçirmisim bak onu 30 ay bizimkiler.Okuyanlar ona gore,siz de şimdi öğrendiniz 😆Simdi uzmanlara gelene kadar bizim konu komşu der ki :
--Aman kizim cok arayi uzatma,ikisi beraber büyüsün...
--Aman kızım bu büyüsün de öyle yap,digeri yardim eder sana..
Nasip kismet,hic bir şeye bakmiyor tabi,Allah ne zaman tayin ettiyse o zaman .☺
Tabi doğrusu öncelikle anne baba kendisini ve şartlarini ne zaman uygun hissederse.Fakat yaş araliğinin çok az olmasi anne ve çocuk bakimindan biraz problemli.Yaşadim,biliyorum.Zaten 0-3 yaş dönem çocuğun gelişimsel özellikleri açısindan kritik bir dönem.Emzirmek,beslemek,altini değistirmek,emekleme,konuşma,yürüme vs hepsi önemli adimlar.Bu sirada başka bir bebek..İnanin ben diğerinin yaninda emziremiyordum.Çünkü o da halen bir bebek..Tabi yaş farkinin da arada çok olmasi jenerasyon problemlerine neden olabilir.Kardeş gibi değil de biraz da yetişkin gibi bir diyaloğa ortam hazirlayabilir..
 0-3 yaş döneminde hepimiz biliyoruz ki (google sağolsun,her dönemlerini ezberledik sayesinde,)anne ve çocuk arasinda güvenin,duygusal bağın oluştuğu bir dönem.Biz bu sirada ilgiyi ve sevgiyi ikiye bölmeye çalışıyoruz.İkisi de bu dönemde ilgiye ve bakıma muhtaç.Birine çok,birine az veremiyor ki anne.İki çocuğu da ihmal etmeyeyim diye anne aslinda kendini bir çöküşün içinde parçalanmiş buluyor.Tamam tamam o kadar da kötü değil 😊Ama mutlaka size yardim edecek bir büyüğün evde bulunmasi gerekiyor.Bu nedenle ikinci çocuğa kendinizi hazir hissetseniz bile yaş fakinin en az 3 olmasi önemli diyorum..
E tamam hayirlisiyla onu da bir meydana çikardik,emzirdik,çişi kakayi ogrettik,zamaninda disi cikti,yürümeye de başladi,tamam..İşte şimdi diğer kardeş tarafindan gerçekten fark edilmeye başlandi.Daha önce çok büyük problemler yaşanmadi belki ama o yürütece binip biraz etrafta dolaşmaya başladi mi sanki düşman kuvvetleri eve yerleşti.Kimi zaman yuruteç ve kardeş nasil olduysa ters dönmüş 😕ilginç.Emzik,biberon ortada yok,alip goturmuş birileri.Kardeşin yatağına ondan önce abi ya da abla yatmiş😕Oyuncaklar sadece bir kişinin paylaşmak yok.Anne baba onun yaninda kardeşi sevemez.En küçük bir olayda tüm suç küçük olanin,atin onu çöpe..Ah ahh biz neler gördük be kuzu!.Hepsini anliyoruz.Anneyi,babayi paylaşamiyorsun.Evin tek hakimi sendin, üstüne kuma mi geldi ☺☺Hep bu nedenlerin altında,sen her ne kadar bu yaşta itiraf edemesen de kiskançlik yatmiyor mu?
Tabi bunda yaş farki da mutlaka etkili oluyordur.Ama bu duygu biliyoruz ki kalıcı değil.Bazen görünen bazen kaybolan bir duygu.Bazen biz de hatalar yapiyoruz.Büyüğüne "sen büyüksün" aynı şekilde küçüğüne "sen küçüksün"😠Bilerek ya da bilmeyerek bazen yarışa sokuyoruz onlari." Bak abin yemeğini bitirdi"gibi😢
Kendimizi onlara karşı esit davranmak zorunda hissediyoruz"Bundan ona almiştim,küçük olan da ayni şeyleri yaşasin,görsün"gibi.Bazen de esitlik olsun diye takındığımız durumlar rekabeti daha da körüklüyor.
Biz birer anne baba olarak tabi çocuklarin arasinda çıkan her türlü gürültü ve patirtiya karışıp uzlaştirici bir rol oynamaya çalişiyoruz.Kimi zaman haklıyı ve haksızı tam ayirt edemiyoruz bile.Bazen dayanmayıp aşiri tepkiler verip olayları büyütüyoruz.Bu da çocuklarin daha fazla öfkekenmesine neden oluyor.Zamanla işin doğrusunu öğreniyoruz ama😀En doğrusu çok büyük bir olay değilse en iyisi uzaktan izlemek.Kendi hallerine birakmak🙋
Bazen kardeşlerin yaka paça olduğu durumlarda işimiz daha da zorlaşıyor elbette.Her çocuk farklı iki kişilik demek.Yetenekleri,duygulari,mizaç özellikleri.Bizim yetersiz kaldığımız durumlar da olabilir.Gerçekten bunaldığımız,sabrımızın tükendigi.
Bunun için
-Onlarla beraber kaliteli ve eğlenceli vakit gerçirmeye zaman ayıralım.
-Kardeşler arasi çıkan anlaşmazlıkları kendilerinin çözmesine izin verelim.
-Her kavgada hakem rolüne bürünmeyelim.
-Fiziksel ve ruhsal açıdan zarar görmelerine izin vermeyelim,gerekirse bir uzmandan yardım alalim.
Kardeş kıskançlığınin bir ömür süren bir duygu olduğuna inanmıyorum.Ve öğrendim ki hiç karışmazsam problem daha çabuk çözülüyor.Bu günler de geçecek,benimle aynı duygulari yaşayan sevgili anne.Yalniz değilim,sen de yalnız değilsin..Büyüdüklerinde bunları da tatlı birer ani olarak anlatacağız..Ve google bize öğretti ki bu kritik dönemler hiç bitmiyor.Anlayışlı olmaya çalış😀
Sonsuza dek kedi köpek gibi kavga edecek halleri yok ya 😊😊
Görüşmek üzere..😎😎🙋🙋
not:Tatilde ve tabletten yazılmıştir.Yarin da iş var😢Yazim hataları için şimdiden özür😢🙋


Devamını Oku »

28 Ağustos 2017 Pazartesi

1.Sınıf Olma Telaşı ve Velilerin Durumu

Oğlum da bu yıl hayırlısı ile 1.sınıf olacak.Daha önceki yıllarda 1.sınıf velilerini bir telaş sardığını uzaktan gözlemlerdim.Önce acaba buranın en iyi okulu neresidir?En iyi öğretmen hangisidir?Bayan öğretmen mi olsa,erkek öğretmen mi seçsem?Yaşlı mı olsa,genç mi olsa?Bayan öğretmenler sevgi doludur,anaçtır ama sinirli olur sanki :) Erkek öğretmenler disiplin verir hemen de sinirlenmez.Genç öğretmen olsun,zamanı ve teknolojiyi iyi takip eder.Yok yok yaşlı olsun alanında uzman olmuştur o :) Sanki bunların tersi bir durum olmayacakmış gibi her şey düşünülür,araştırılır.
Mahalle mahalle okullar aranır,gerekirse çocuk başka evde yaşıyormuş gibi gösterilip ikametgah değiştirilir..Özel okul varsa civarda bu yukarıdakiler pek olmuyor.Biraz da paranız varsa çocuk direkt özel okula yazdırılıyor.Bununla ilgili yorum yapıp kimseyi kızdırmak istemiyorum şahsen :)
Şu an taşındığımız yeni ilçede bunun çok az bir kısmını yaşadık.Oturabileceğimiz iki mahalle arasından birini seçtik.Okula yazdırmaya gittiğimiz de öğretmenler arasında seçimde büyük bir yoğunluk olduğunu şuan öğretmen ve şube adı veremeyeceklerini söylediler.Belli bir tarihte okula çağrılıp kura ile çocukların sınıf ve öğretmenlere dağıltılacağını söyledi müdür bey.Ne çekişme ne rekabet varmış meğer.En iyi öğretmeni bulayım,en iyi sınıfta okusun diye ortalıkta  gözleri felfecir şekilde dolaşan veliler varmış :)
Bir öğretmen olarak yorum yapmam gerekirse öğretmen önemli bir faktördür fakat her şey demek değildir.Çocuğun eğitiminde öncelikle çocuğun kalıtsal özellikleri,anne-baba ve aile faktörü,okul,çocuğun öğrenme gücü,maddi manevi olanaklar  vs  gibi daha bir çok etmen vardır.Her iş tabi ki öğretmen de bitmiyor.Öğretmenin de belli bir gücü,olanakları vardır.Hepimiz kendimizi teknolojinin ve çağın olanaklarına göre hazırlamaya çalışıyoruz.Takip ediyoruz.Okul okumakla iş bitmiyor.Bir eğitim fakültesi mezunu olarak gerekli dersleri gördük,stajımızı yaptık,kendi kendimize öğretmencilik oynadık..Fakat gerçek bir okulun havasını solumak,o işin içinde olmak ayrı şey.Her zaman bir çok şeyi bilmek,güncel bir çok olaydan haberdar olmak,teknolojinin gerisinde kalmamak zorundasınız.MEB'in verdiği seminerlere katılmak,buralarda başarılı olmak,zaman zaman bilgilerinizi tazelemek zorundasınız..
Artık ben de bir veliyim aynı zamanda..Ben de çocuklarım kadar heyecanlıyım.Bütün okulların artıları ve eksileri her zaman vardır.Her öğretmen bulunduğu okulun ve öğrencilerin başarı için çalışır.Herkes başarılarla anılmak,başarılı öğrenciler yetiştirmek ister.
Zannedersem ilkokul öğretmenleri hele de birinci sınıf okutanlar diğerlerine göre daha fazla çalışıp daha fazla özveriyi hak ediyorlar.Sıfırdan başlıyor onlar.İlk onların elinde şekillenmeye başlıyor çocuklarımızın hayatı..Bu bakımdan onları fazla sıkmayalım.İşine çok fazla karışmayalım.Çocuğumuzun durumunu öğrenelim,takip edelim ama kendi isteklerimiz doğrultusunda öğretmeni yönlendirmeye çalışmayalım.Bu her meslek için geçerli tabi..Çocuklarımızın yanında öğretmenleri ile ilgili eleştiride bulunmayalım..Çocuğun okuldan getirdiği her olayın üzerine dinleyip etmeden gitmeyelim.Önce öğretmeni de dinleyelim.Çünkü bu yaş grubundaki çocukların hayal güçleri de çok güçlüdür,unutmayalım.
Sık sık arayıp ya da dersi bölüp çocuklarımızın durumunu öğrenmeye çalışmayalım.Gerekli zamanlarda zaten veli toplantıları yapılıyor ve çocuklarımızın durumunu öğrenebiliyoruz.Öğretmenlerimize güvenelim ve mutlaka saygı duyalım.Yaptıkları iş hiç kolay bir iş değil..
Bir öğretmen olarak okulların açılmasına günler kala ben de yeni tayin yerimde, evimin çok az ötesinde :) (balkondan zili duyup gideceğim galiba o yakar yakın oldu şükürler olsun Rabbime) görevime uzun bir aradan sonra başlayacağım.Hepimiz az çok sıkıntılar yaşıyoruz.Ama biz sevmeseydik bu işi yapmazdık unutmayın..Sevgili anneler sizler de aayyyy bir an önce okullar açılsın diye bekliyorsunuz.Hiç inkar etmeyin.Bizlere çocuklarınızı emanet ediyorsunuz.Öyleyse yardımcı olacağınızdan eminiz..
Tüm meslektaşlarıma başarılı,sağlıklı,mutlu bir eğitim-öğretim yılı diliyorum..
Devamını Oku »